9 Mart 2012 Cuma

yokluk

elleri bardağın çevresinde dolanıyor ve arada dik bakışlar atıyordu. nerde unuttuğunu hatırlamadığı tümcesini buldu. kırık ve eksikti. tamamladı.

biliyorum boynundaki kravatla kendini asmayı düşündüğünü. biliyorum imza attığın kalemle patronunun göğsünü parçalamayı istediğini.

gözlerim yan masada oturanlara kaymış, kulaklarım gürültünün içindeki müzikte kaybolmuştu. önce kulaklarımı buldum, sonra gözlerimi yan masadan geri istedim. farkında olmadan verdiler. zihnimi bulamıyordum, alkolün dibine doğru çöküyordu. devam etti.

sıkıldın değil mi?
işinden, hergün birbirinden farklı ya da aynı, hiç fark etmez, günü yaşamaktan sıkıldın. o günü yaşamaktan. zorunlu olmaktan. keşke bir gün ölebilsen de ertesi gün hiçbirşey olmamamış gibi kalkıp kahvaltı yapsan. bunu düşünüp kendine gülüyorsun. aynada kendine bakmaya korkuyorsun. senden farklı hareket etmesi, seni aynada yok bırakmasından korkuyorsun. kendini görememekten, kendini öldürememekten korkuyorsun.

ellerim masaya vurduğunda birası havada, ağzına bir mola vermek için yol alıyordu. ama benimki döküldü. ıslanan masa dışında kimse ilgilenmedi dökülen bira ile. sadece ses gürültüde eridi yok oldu. ellerim aynı anda sanki vuramadı masaya. senkronizasyon problemim hep vardı zaten. gözlerim kanla doldu bir an, ağzım salya..

bana bak!

gözlerim sadece kırmızı bir perde ve arkasında hareket edenleri görüyordu, anlamıyordum.

anlamıyorsun!

anlamıyorum. işte ben de onu diyorum. ağzımdan akan salya midemi arıyor. damladığı an herşeyi kusmam için. herşeyi kusmak istiyorum. herşeyi. içimde hiçbirşey kalmasın.

susuyor ve dinliyorum. karşımda kırmızı bir perdeden sana bakıyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder