21 Nisan 2013 Pazar

kesmesiyah

masanın karşısında oturup ekrana bakan gözlerinin akışını beklerken, aklında sadece tek bir şey kalmıştı. yokluğun ve hiçliğin yakarışları..
dengenin yokluk ile hiçlik arasında kurulamacağını biliyordu. anlamsız sancıların doğurduğu günlerde nefes alıyordu. nefesini sadece aşkına saklamalıydı, sadece o yüzde patlamalıydı tümceleri. yaktığı tüm kağıtların küllerinde boğulabilirdi, ama o boğazındaki alkol ile gözlerini açtı.
yarattığım karanlık odanın ortasında beyaz tepelere bakarken bulan kendini, karmaşanın rengini işte bulur. 
bulduğu sadece kesmesiyah olanların, kendi acılarında boğulanların hırıltısı yankılanır duvarlarda.
müzik hep vardır, yankı bazen..
yankılarına koşarsa bazıları, kapılardaki kilitleri kırmaktır isyan. hep belkide hep isyanda arar durur insan çıkışını. kaçışı olmayan bir labirent gibi, girişi olmayan bir odadır yaratılan. içine doğar karanlığına ölürsün.
rahatça uyuşabilirsin, müzik nettir. gitarları düşünürsün ne zaman gelecek diye..
kendine isyandır, varlığa küfür yaptıkların..
durmadan koştukça oda küçülür.. insan büyür..


The Thinker

karşısında dikilen insanların hiçbiri orada değildi. o taş gibi, hareketsiz duruyordu, insanlar akıyordu. yağmur omuzlarından kayıyor, dirseklerinden damlıyordu. rüzgar yaprakları uçuştururken, bulutlar tekrar çatladı. gök kan kusuyor olmalıydı ki ancak acısı dinsin.

dinen hiçbirşey olmadı, ne yağmur ne de acısı..
kusan sadece ayaklarının altında oturan en iyi dostuydu, şarap kokuyordu..

düşündü, hep yaptığı gibi durarak, hep aynı noktaya bakarak. herşey silinmişti. sadece aklını..

neden garip isimler kaldı geriye, gerçekleri sorgulmak için mi?
Bayülkem, Göktulga, Künmat, Pişdar, Rodin