Taşların arasına, güneşin sızabildiği her yere soğuk da sızıyordu.Ayaklarının karıncalanması, ellerinin yeni uyuşmaya başlaması gecenin artık vazgeçilmez karanlığının kabul edildiğini gösteriyordu. Sahip olduğu sadece üzerindeki elbiselerdi, onlar bile çöpe atılmış tüketim artıklarıydı. Gözleri karanlığın içinde kaybolmuştu. Donmamak için ayağa kalktı, boşlukta attığı ikinci adımda sendeledi. Karanlığın içinde ışığı buldu, sokağın duvarlarına sürtünerek ilerledi. Pürüzlerinde duvarların, aradığı çağrıyı buldu. Cebindeki boya kutusunu çıkardı, tümce net ve bilindikti, ama yanlız değildi:
Mülkiyet hırsızlıktır ve çalışmak kölelik..
Sonsuzluğu bilmeden aramak, sonu bilerek durmamaktı iki nokta.. Sokakta iki nokta arasındaki en kısa mesafeyi eğriler çizerek bulabilirdi. Elindeki şişeyle ağırlığını dengeliyor, devrilmeden yürümesini bu sağlıyordu.
Yarım tümcelerle aklında kayboldu, sızdığı bankta bekledi sabahı ve yarım kalmış herşey gibi bir kenarda kaldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder