Karşı kaldırımda duran adamın kalabalığa katkısı yoktu. Kalabalığın ise adamın varlığı ile ilgilendiği yoktu. Sadece duruyor, sadece geçiyorlardı. Etkisiz bir adım attı, tepkisiz bir hareketlenme ile kalabalık açıldı. Adamın elindeki paket parçalanırken içinden fırlayan çiviler vücutlara saplanıyordu. Adam kalabalığa karıştı. Kabul edilmemiş olabilir, herkes kan ağlıyordu. Gözleri akan onlarcası adamı içlerinde hissettiler. Adam ise kabul edilmeden ulaşabildiği herkese bulaşmıştı. Bulaşık kurumadan yıkanmalıydı, bazıları öldü bazıları ise kustu. Ancak kimse içine sindiremedi.
Yıllar sonra bile bu olay anıldığında birçoğu hala kusmadan duramaz, hissetmekten korkar. Yalnızlığın ne olduğunu anlayabilmek için çevrendekilerin bir anda buharlaşması gerekmez. Kimse kendini yok etmeyi kabul edemez. İntihar etmek belki de bunalımın dip noktasıdır. Ama bunalımını fark eden, insanın aslında yalnızlığını fark eder.
Adamın ise varlığını sadece karşısındaki insan hissetmiş, yokluğu ise her gün içini oymuştu. İşte o gün evden gülümseyerek çıkan kadın gibi. Karşı duvardaki yamuk harfleri, yüzüne vuran güneşle selamlamış ve her zamanki gibi hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı. Her gün aynı yoldan, neredeyse aynı adımlarla işe gidiyor olması onun için çok normaldi. Sade giyinen, gülümseyerek insanları ısıtan biriydi. Serviste kitap okur, çalıştığı yerde insanları eğlendirirdi.
O gün işten çıktığında servise binmedi, birkaç arkadaşı ile kahve içip vakit geçirmek için bir alış-veriş merkezine gitmişti. Akşam eve dönerken bankta ağlamakta olan adama rastladı. Adamı geçtikten birkaç adım sonra adımları yavaşladı, durdu.
Banktaki adam başını, göz yaşlarının yüzünden akmadan doğrudan yere düşmesini sağlayacak şekilde kollarının arasına almıştı. Ağlıyordu, sessizce akıyordu sıkıntısı. İçinde sadece boşluğu ve yankıları vardı.
Kadın geri dönerek adamın yanına oturduğunda, yana doğru dönen yüzde kızarmış iki göz dışında yaşam belirtisi göremedi.O an kadının içine düşen karanlık, gözlerindeki acıyla birleşti. İki damla göz yaşı süzüldü, yanaklarından dudaklarına, tuzlu-tatlı bir tat bıraktı. Kan yüzünden çekilmeye başladı. Kadın hızla adamın yanından kalkarak uzaklaştı. Ayaklarının altında acıyla eve döndüğünde dudakları kurumuş, gözleri kızarmıştı. Yalnızlık bulaşıcıdır, ama ya ölüm? İnsan içinde hissettiği boşluk ile ne kadar kendini ayakta tutabilir.
Kadın artık hastaydı ve tüm hastalar gibi ölüm korkusunu içinde hissediyordu. Aklında o kırmızı iki göz dışında hiçbir şey yoktu. Hastalığı ilerledikçe kendinden çalıyordu, her gün eve daha geç geliyor, her sabah biraz daha geç kalkıyordu. Korkunun yenildiği an ölümün fışkıracağını bilircesine daha çok konuşur ama daha az gülümser olmuştu.
Zamanın eridiği, yaşamın sönükleştiği, rüyaların yandığı bir döngüde uyanmıştı. Sadece ölebilirdi, o iki kırmızı gözde bitebilirdi sözcükleri. Aşkın ölümü ile yanabilirdi. Bildiği hiçbir şey kalmamıştı, inanabileceği ne olabilirdi. Tanrı sorgusu bir sanrıydı. Varlık arayışı ise ölümünü anlamlandırmak olabilirdi. Kendi gibi olmayanlardan, başkası gibi olamayanlardan kaçarken hep düştü. Hep aynı yanılgıya bulaştı. Hep yanındaki iki gözü aradı. Kandırmayı ve kandırılmayı bıraktığında hayatını kaybetti. Yalanı yaşamaktan geri çekildi. Geriye sadece hiç kalmıştı. Belki de tek gerçeği hiçlikteydi. Belki de herkesin tek gerçeği hiçlikti. Neyzenden farklı, Niçeyle alakasız, Mevlana'dan uzak, tanrısızlığın netliğinde, Azil'in deliliğinde hiçlikteydi. Herkesin yalnızlığı nasıl farklıysa hiçliği de farklıydı. Farklığın yok olduğu tek yer ölüm olabilirdi. Aşkını yoklukta yaşayan, hiçliğe düşmüş ve yalanda yaşamayı bırakmış biri nasıl..
Eksik kalan tümcelerin ne anlamı olabilirdi. İnsan eksikken geriye neyin önemi kalırdı ki? Sormayı bırakmıştı, düşünmeyi bırakabildiğinde Nirvana'yı bulabilirdi. Ama şu an aklında sadece düşünceler vardı. İnancı kaybolmuş, varlığı dağılmış, yaşama direnci güçlenmişti. Yaşamıyordu senin gibi. Nefes aldığında karnında sancı ile dolaşıyor, aşkı hissetmişliği ile yalnızlığında bitiyordu.
Kaldırımında karşısındaydı, günlerdir dolaştığı bankların arasında..
Patlayarak biten bir düştü.
Yere düştü ve içinde hissetti, aradığı iki kırmızı gözü. Anlayabiliyordu, bunca zaman neden beklediğini. Herkes birini bekliyordu ve herkes kendi hiçliğinde duruyordu.
Koşturduğuna bakma, herkes duruyor ve bekliyor, yalnızlığında, yokluğunda, aşkında ve hiçliğinde..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder